5/10/2009 · Kategori: siirler

İLK HÜZNÜMÜ NERDEN ALDIM
BİLMİYORUM;
GİYEMEDİĞİM BİR BAYRAMLIK MI,
YIRTIK Bİ AYAKKABI MIYDI...
ÇOCUKLUK İŞTE,
HATIRLAMIYORUM...
BÜYÜDÜKÇE ASLINDA GÜZELMİŞ
O GÜNLER DEMEYE BAŞLADIM;
HAYATI DAHA ÇOK FARK ETMEK
DAHA ÇOK HÜZÜNDÜ...
ÇÜNKÜ,BÜYÜKLERİN KÜÇÜK DÜNYALARININ
DERTLERİ DAHA DA  BÜYÜKTÜ...
KÜÇÜK HESAPLAR,
BÜYÜK HESAPLAŞMALAR;
BÜYÜK SEVGİLER,
BÜYÜK MUTSUZLUKLAR;
KÜÇÜK RUHLAR,
BÜYÜK İDDİALAR...
BİR TÜRLÜ ,BU GARİP DENKLEMİN
İÇİNDEN ÇIKAMADIM;
BU BASİT HESAPLARI ANLAYAMADIM...
AŞKIN UNUTULDUĞU VE
İNSANIN İNSANI VURDUĞU;
AYAKLARIN BAŞ,
İNSANLIĞIN HİÇ OLDUĞU BU DÜNYADA
HERKESE PAYINCA,MECBURİYETTEN
SATILIK HÜZÜNLERİM VAR...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

9/3/2009 · Kategori: kisa kisa


''İnsanlar söylediklerinizi ya da yaptıklarınızı unuturlar,ama onlara neler hissettirdiğinizi asla unutmazlar''
Maya Angelou...



Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

16/2/2009 · Kategori: yazilar





Metrodaki kemancı...
Soğuk bir Ocak sabahı, bir adam Washington DC'de bir metro istasyonunda, kemanla 45 dakika boyunca altı Bach eseri çalar. Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip, gider.
Kemancı çalmaya başladıktan ancak üç dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder.
Kemancı ilk bir dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider.
 
Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder.
En fazla dikkatle duran ise üç yaşlarında bir erkek çocuğu olur. Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk kemancının önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar. En sonunda annesi daha hızlı çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar. Oğlan arkasına dönüp dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider. Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar.
Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur. 20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir. Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hâkim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz.
Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolarlık kemanla, yazılmış en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz.
 Oysa Joshua Bell'in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston'da verdiği konser biletleri ortalama 100 dolara satılmış ve salon onu dinlemek isteyenler tarafından tıklık tıklım doldurulmuştu.
Joshua Bell'in öylesine bir kılıkla metroda keman çalması, Washington Post gazetesi tarafından algılama, keyif alma ve öncelikler üzerine yapılan bir sosyal deney gereği kurgulanmıştır. Sorgulanan şeyler; sıradan bir yerde, uygunsuz bir saatte güzelliği algılayabiliyor muyuz? Durup ondan keyif alıyor muyuz? Beklenmedik bir ortamda, bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz? gibi başlıklardan oluşmaktadır.
Bu deneyden çıkarılacak kıssadan hisse ise, dünyanın en iyi müzisyeni, dünyadaki en iyi müziği çalarken, önünde durup, dinleyecek bir dakikamız dahi yoksa, dünyanın en önemli düşünce koçu hemen önümüzde oturuyorsa ve biz onunla bir göz teması kuracak kadar bile fark etmiyorsak, hayatın başka karelerinde kim bilir nerede başka neleri kaçırıyoruz acaba sorusuna cevap bulmak olmalıdır.
Kaldı ki, insanı sadece insan olduğu için fark etmek esas olmalıdır. Onu fark etmek, elbisesini, arabasını, evini, unvanını veya parasını fark etmekten önce gelmelidir. İnsan, eğer bu sahip olduklarından daha sonra fark ediliyor ise, aslında fark edilmiyor demektir. Ya da fark edilen şey, insanın kendisi değil de eşyanın kendisidir. Ve hiçbir medeniyet, insanı göz ardı ederek, eşyanın fark edilmesi ile yaratılmamıştır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

12/1/2009 · Kategori: siirler





Varlığında yüzüm gülmedi
Yokluğundada gülmeyecek
Ben seni sebebim ben seni ömrüm bilmişken
Ben sana kendimi adamışken
Meğer bir kahpe sevmişim
Meğer bir kahpe sevmişim

Sen hüzün gözümü karartır
Kimseyi tanımayı ölümle sevdim
Oysa sen kansız kalpsizmişsin
Beni en olmadık anda yakıp küllerimle kalbini süslemişsin
Olmaz olsun aşkında sevginde
Yere batsın sahte güzelliğinde
Düşman başına bile diyemiyorum
Senin aldığın her nefes cehennemlik cehennemlik

Söyle satılık aşkının fiyatı ne
Söyle değdimi şerefsizliğine
Dünya döndükçe tek gerçegim şu
Senin için dışın kahpe
Senin özün kahpe

Söyle satılık aşkının fiyatı ne
Söyle değdimi bu şerefsizliğine
Dünya döndükçe tek gerçeğim şu
Senin için dışın kahpe
Senin acın kahpe

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

3/1/2009 · Kategori: siirler









Aşk tüneli resimleri



BAĞLANMAYACAKSIN



Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.

Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...

CAN YUCEL

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::